Skip to Content

1) Allah'a Şahısların Konumu ve Allah Katındaki Değerleriyle Tevessül

1

1) Allah'a
Şahısların Konumu ve Allah Katındaki Değerleriyle Tevessül:

 

Bid'at Tevessül
çeşitlerinden biri yarattıklarından birinin katındaki konumuyla Allah'tan
istekte bulunmaktır. Örneğin: «Allahım! Peygamberinin katındaki konumu hürmetine
... veya filân kulunun katındaki yeri hürrmetine senden isterim» demek. Ayrıca
Peygamber hakkı için, falan kulun hakkı için Allah'tan dilekte bulunmak da bu
türdendir.

«Kitapta hiçbir
şeyi eksik bırakmadık»
(En'âm: 6/38)
âyetiyle Allah
tarafından kapsamlılığı belirlenen Kur'ân'da böyle bir tevessül türünü
görememekteyiz. Aynı şekilde kendisine «Peygamberimiz size her şeyi öğretmiş
hatta abdest bozmayı bile...» şeklinde söylenen söze, «Evet. Abdest bozarken
kıbleye yönelmekten, sağ elle temizlenmekten, üç tastan azıyla temizlenmekten,
tezek veya kemik ile temizlenmekten bizi sakındırdı.»[1]
diyerek karşılık veren Selmân-ı Fârisî'nin ihtişamını ortaya koyduğu sünnette de
böyle bir tevessül türü göze çarpmamaktadır.

Yine Allah
Resûlü'nün her hareketini bize aktaran Ashabının fiilinde de böyle bir uygulama
yoktur. Allah Resûlü'nün haberlerini bize aktaran hadîs âlimleri de böyle bir
konudan bahsediyor değillerdir. Dolayısıyla bu uygulama bid'attir.

İslâm'ın
emrettiği, Allah'tan güzel isimleri ve yüce sıfatlarıyla istemektir. «Ya Allah,
Ya er-Rahmanu'r-Rahimin, Ya Zü'l-Celâli ve'l-ikram» demek diğer isim ve
sıfatları da Allah'ın «Güzel isimler Allah'ındır. Allah'a onlarla dua edin»
(A'raf, 7/18)
kavline uyarak anmak ismi vardır. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem
şöyle buyurmuştur.»

«Allah'ın
yüzden bir eksik, doksan dokuz (99) ismi vardır. Kim bunları sayarsa cennete
girer.»[2]

Bu nedenle İmam
Ebû Hanife radıyallahu anh «Allah'tan başkasını anarak Allah'tan istemeyi
kerih görüyorum,»[3]
demiştir.

Müslümanın dua
ederken şunları demesi de sünnettendir.

«Allah'ım! Sana,
Peygamberine ve kitabına olan imanımla; sana, peygamberine ve filan kuluna olan
sevgimle ihtiyacımı gidermeni, derdimi savmanı senden dilerim,» veya:

«Allahım! Derdimi
gidermen, ihtiyacımı yerine getirmen için, bana şu imkânları sağlamam için
Rahmet Peygamberi olan Peygamberin Muhammed'e sallallahu aleyhi ve sellem
bağlılığım ve sevgimle Sana yöneliyor ve Sen'den istiyorum.»

Bu çeşit
tevessüller meşrudur ve inşallah karşılık da bulacaktır.

Görüldüğü gibi
Müslümanlar olarak ancak Allah ve Resûlünün göstermiş olduğu şekillerde Allah'a
yaklaşmamız mümkün olmaktadır.

«Yoksa onların
Allah izin vermediği halde kendilerine dinde hükümler getiren ortakları mı var?
Ayrım sözü olmasaydı aralarında hüküm verilirdi. Zalimler için acıklı bir azap
vardır.» (Şûra, 42/21)

Falanın ve filânın
hatırı için Allah'tan istekte bulunmak, bu ümmetin selefinin (Sahabe, Tâbiûn,
Etbau't-Tâbiîn) bilmediği türden bid'at davranışlardır.

Bid'at tevessülün
bu türü kişiyi İslâm'dan çıkarmaz. Ancak şirke giden yolu engellemek amacıyla
yasaklanmıştır. Bu tür davranışlar bir Müslümanı şirke sürükleyebilir. Allah'ın
bir devlet başkanı gibi aracıya muhtaç olduğu şeklinde bir inanç, yaratanı
yaratılmışsa benzetmek olacağından peygamberler ve sâlihlerin hatırına Allah'tan
isteyenlerin böyle bir inanç taşımaları onları büyük şirke götürecektir. Bu
durum, puta tapan Mekkelilerin durumuyla bir parallellik söz etmektedir.

«Biz onlara
(putlara) ancak bizi Allah'a yaklaştırsınlar diye tapıyoruz.»
(Zümer, 39/3)

Allah,
yaratılmışlarla kıyas edilmez. Kuluna rızası gerektirmez. Gazabından öz hiçbir
aracının şefaati kurtaramaz. Bu yakıştırmalar ancak karşılıklı olarak
birbirlerine yardımları dokunan kullar hakkında geçerlidir. Allah ise hiçbir
aracıya ve hiçbir kimsenin yardımına ihtiyaç duymayan tek yaratıcıdır.

«Göklerde ve yerde
kendilerine rızık sağlamaya güç yetirmeyen Allah'tan başkalarına tapıyorlar.
Allah hakkında misâller vermeyin. Şüphesiz Allah bilir, sizler bilmezseniz.»
(Nahl, 16/73-74)

Bu nedenle Sahabe,
vefatından sonra Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem ile tevessülü
bırakıp Abbâs'a radıyallahu anh yönelmiş, ondan dua istemiştir. Bu durum,
Allah Resûlü ile tevessülün zatıyla değil duasıyla olduğunu gösterir. Vefatından
sonra amcası Abbâs'a gittiklerinde şöyle dua etmiştir.

«Allah'ım! Belâ
ancak günahla iner, tevbeyle giderilir. İnsanlar Peygamberine olan yakınlığımdan
dolayı benimle sana yöneldiler. İşte günahlarla sana açılan ellerimiz ve işte
tevbe ile sana yönelen alınlarımız! Bizi bereketli yağmurlar ile sula!»

Ravî der ki:
«Derken gökte dağ gibi bulutlar belirdi ve insanları suya kandırdı.»[4]

Görüldüğü gibi,
dualarında «Allah'ım! Peygamberinin hatırına bizi sula,» demedikleri gibi
Peygamber'in vefatından sonra da «Allah'ım! Abbâs'ın hatırına bizi sula,»
dememişlerdir. Zira bu tür bid'at duaları Sahabe Allah Resûlü'nden sallallahu
aleyhi ve sellem öğrenmemiştir ve Allah'ın kitabında da bunun aslı yoktur.
Bu nedenle böyle bir uygulamaya gitmemişlerdir. Vefatından sonra birinin
hatırıyla tevessül caiz olsa elbette Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem
ile tevessül öncelik kazanırdı.

«Nefislerine
zulmettikten sonra sana gelip Allah'tan bağışlanma dileseler, Peygamber de onlar
için bağışlanma dileseydi, Allah'ı tevbeleri çokça kabul eden ve merhametli
bulacaklardı.»
(Nisâ, 4/64)

Yukarıdaki âyet
Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem hayattayken onunla nasıl
tevessül edildiğine ışık tutmaktadır. Bu arada Hz. Ömer'in Abbâs radıyallahu
anhüma ile tevessülünün anlamı da açıklık kazanmaktadır.

Nitekim Enes'den
radıyallahu anh rivayet edilen şu hadîs bu anlamı pekiştirmektedir. Allah
Resûlü cuma günü hutbedeyken adamın biri kaza işlerinin görüldüğü yöndeki
kapıdan mescide girerek Allah Resûlü'ne sallallahu aleyhi ve sellem
yöneldi ve «Ey Allah'ın Resûlü! Mallar helâk oldu. Yollar kesildi. Allah'a dua
et de yağmur yağsın,» diye seslendi. Bunun üzerine Allah Resûlü sallallahu
aleyhi ve sellem ellerini göğe açarak «Allah'ım! Bize bereket indir!
Allah'ım! Bize bereket indir. Allahım! Bize bereket indir!» buyurdu.

Enes
radıyallahu anh der ki: «Allah'a andolsun ki gökte tek bir bulut belirtisi
bile yoktu. Görüşünüzü engelleyecek bir ev de mevcut değildi. Sonra gökyüzünde
kalkan biçiminde bir bulut belirdi. Göğün ortasına gelince yayıldı sonra yağmur
yağmaya başladı. Allah'a and olsun Cumartesi günü güneş görmedik.»

Ertesi Cuma aynı
kapıdan başka bir adam girerek hutbedeyken Allah Resûlü'ne sallallahu aleyhi
ve sellem «Ey Allah'ın Resûlü! Mallar helâk oldu. Yollar kesildi. Allah'a
dua et de şu yağmur dinsin,»deyince Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem
ellerini kaldırarak buyurdu ki: «Allah'ım! çevremize, üzerimize değil.
Allah'ım! tepelere ve tümseklere, vadilerin ortasına ve ağaçlıklara.»

Enes
radıyallahu anh der ki: «Yağmur dindi. Biz de çıktığımızda güneşin altında
yürüdük.»

Apaçık bir şekilde
görülmektedir ki, Sahabe'nin, sağlığında Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve
sellem ile tevessülü duası ileydi, zatıyla veya hatırıyla değil. Ayrı durum
Abbâs radıyallahu anh ile tevessülde de gündeme gelmiş, duası ile
tevessülde bulunmuşlardır. Amaç Abbâs'ın radıyallahu anh hatırı veya zâtı
olsaydı, Allah Resûlü'nün sallallahu aleyhi ve sellem zatını ve hatırını
bırakıp da amcasına yönelmezlerdi. Sahabe'nin bu tavrı, her ne kadar kimse
ulaşmasa da Allah Resûlü'nün sallallahu aleyhi ve sellem makamıyla
tevessülün caiz olmadığına delildir. Allah Resûlü'nün sallallahu aleyhi ve
sellem makamıyla tevessül, Mekke müşriklerinin âyette geçen tavırlarını
andırmaktadır.

«Biz onlara
(putlara) ancak bizi Allah'a yaklaştırsınlar diye tapıyoruz.»
(Zümer, 39/3)

Müslüman Kardeş!
Konumu ne olursa olsun bir yaratılmışla veya hatırıyla tevessülde bulunmakla bir
menfaat sağlayıp, herhangi bir zararı savabileceği inancını taşımak büyük
şirktir. Allah korusun insanı dinden çıkarır.

Kur'ân ve Sünnette
şirke ve harama giden yolları engelleme hususunda kesin delâlet taşıyan pek çok
delil vardır. Seddü'z-Zeraî denilen bu durum, haramlara götürebilme durumunda
bazı mübahların haram görülmesidir. Kur'ân'da Seddü'z-Zeraî kaidesine tanıklık
eden âyetlere örnek olarak şu âyeti verebiliriz:

«Allah'tan
başkasına dua edenlere sövmeyin ki onlar da ilimsiz bir şekilde düşmanca Allah'a
sövmesinler.»
(En'âm, 6/108)

Allah, aslen meşru
olduğu halde, tapınanların yanında putlara sövmekten sakındırmıştır. Zira bu
durumda müşrikler öfkelenecek ve cahilce Allah'a söveceklerdir.

Seddü'z-Zeraî
kaidesine Sünnetten delil olarak da, Allah Resulü'nün sallallahu aleyhi ve
sellem kabirlerin üzerine mescid bina edilmesini yasaklaması verilebilir. Bu
yasağın nedeni, türlü şekillerde şirke kayma tehlikesinin varlığıdır.

 

[1]
Müslim, (626), Kitabu't-Tahare.

[2]
Müslim, (2677), Kitabu'z-Zikr.

[3]
Dürrü'l-Muhtar, cilt.2, shf. 630.

[4]
Fethu'l-Bari, cilt.2, shf. 577.

Yorumlar

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

Son yorumlar