Skip to Content

Kur'ân-ı Kerim'de Muhkem ve Müteşâbih Kavramı

Kur

Kur'ân-ı Kerim'de Muhkem ve Müteşâbih Kavramı

 

Kur'ân-ı Kerim'de "muhkemetun" kelimesi Muhammed
sûresi, 20. âyette; "muhkemât" şeklinde çoğul olarak da Âl-i İmrân sûresi 7.
âyette geçmektedir. "Muhkem" kelimesinin türediği h-k-m (hukm) ve türevleri ise
Kur'ân-ı Kerim'de tam 210 yerde geçer. "Müteşâbih" ve çoğulu ise toplam 5 yerde
(2/Bakara, 25; 3/Âl-i İmrân, 7; 6/En'âm, 99, 141; 39/Zümer, 23), bu kelimenin
türediği ş-b-h ve türevleri ise Kur'ân-ı Kerim'de toplam 12 yerde kullanılır.

Muhkem ve müteşâbih kelimeleri Kur'an'da değişik
anlamlarda kullanılmıştır. Buna göre:

1) Kur'an'ın tamamı muhkemdir. "Elif, Lâm, Râ.
Bu kitap öyle bir kitap ki, onun âyetleri muhkem kılınmıştır." (11/Hud, 1).
Bu âyete göre Kur'an'ın bütün âyetleri muhkemdir. Bundan kasıt; onun hak kitap
olduğunu, onda bir eksiklik bulunmadığını, lafızlarının fasih, mânâlarının
sahih, bütün âyetlerinin ise hikmetle dolu olduğunu bildirmektir.

2) Kur'an'ın tamamı müteşâbihtir. "Allah en
güzel sözü indirmiştir. O müteşâbih bir kitaptır." (39/Zümer, 23). Bu âyete
göre Kur'an'ın hepsi müteşâbihtir. Müteşâbih kelimesi birbirine benzer
mânâsındadır. Buna göre bu âyetteki müteşâbihten kasıt; Kur'an'ın bütün âyetleri
güzellik, doğruluk ve hidâyeti gösterme bakımından birbirine benziyor demektir.
Her
âyetin
bir mânâsı
vardır. Fakat bu mânâlar
hiç bir zaman birbirine zıt değildir.

3) Kur'an'ın bir kısmı muhkem, bir
kısmı ise müteşâbihtir.
"Sana Kitabı indiren O'dur. O'ndan
Kitabın anası (temeli) olan bir kısım âyetler muhkemdir; diğerleri ise
müteşâbihtir/benzeşenlerdir. Kalplerinde bir eğrilik/kayma olanlar fitne
çıkarmak ve olmadık te'vilini/yorumlarını yapmak için ondan müteşabih olanına
uyarlar. Oysa onun te'vilini Allah'tan başkası bilemez. İlimde derinleşenler
ise: ‘Biz ona inandık, tümü Rabbimizin katındandır' derler. Temiz akıl
sahiplerinden başkası öğüt alıp düşün(e)mez."
(3/Âl-i İmrân, 7)

Yani Ey Muhammed! Kur'an'ı sana
Allah indirdi. Hiç
kimsenin bu konuda şüphesi olmasın.
Bu kitabın içerisinde birbirine zıt hiçbir hüküm yoktur.
Âyetleri
birbirleriyle çelişkili değildir. Kur'an'daki
âyetlerin
bir kısmı muhkemdir ki onlar kitabın temeli ve esasıdır. Bunlar mânâsı
ve tefsiri bilinen, tek mânâ
ifâde
eden, başka anlam
verilemeyen, mânâsı
tahrif edilip saptırılamayan, başka delillere ve açıklamalara ihtiyaç duyulmadan
anlaşılan, haramı, helâli,
emirleri, nehiyleri, vaadi, tehdidi, cezaları, ögütleri ve ibretleri belirten,
nesheden, kendisiyle amel edilen âyetlerdir.
Kur'an'ın çok az bir kısmı da müteşâbihtir.
Bunlar gerçek mânâsını
Allah'tan başka kimsenin bilmediği, birkaç mânâya
gelen, anlamı
tahrif edilmeye, değişik mânâlar
verilmeye müsait olan, anlaşılması için başka delillere ve açıklamalara ihtiyaç
duyulan, Kur'an'ın yeminlerini ve misallerini anlatan, neshedilen ve kendisiyle
pratik hayatta amel edilmeyen âyetlerdir.
Kalplerinde şüphe hastalığı bulunan, hakkı istemeyen kimseler, müslümanlar
arasında fitne çıkarmak için müteşâbih
âyetleri
hevâ
ve heveslerine göre te'vil ederler. Halbuki müteşâbih
âyetlerin
gerçek te'vilini
Allah'tan başka kimse bilemez. İlimde derinleşmiş olan kimseler ancak Allah'ın
dilediği oranda cüz'î
bilgiye sahip olurlar. Onlar şöyle derler: "Biz, muhkemiyle müteşâbihiyle
Kur'an âyetlerinin
tamamına iman ettik; hepsi Rabbimizin katındandır. Aralarında hiçbir çelişki
yoktur. Akıl sahiplerinden başkası böyle düşünmez."

"Sana Kitabı indiren O'dur. O'ndan Kitabın anası
(temeli) olan bir kısım âyetler muhkemdir; diğerleri ise müteşabihtir/benzeşenlerdir.
Kalplerinde bir eğrilik/kayma olanlar fitne çıkarmak ve olmadık te'vilini/yorumlarını
yapmak için ondan müteşabih olanına uyarlar. Oysa onun te'vilini Allah'tan
başkası bilemez. İlimde râsih olanlar (derinleşenler) ise: ‘Biz ona inandık,
tümü Rabbimizin katındandır' derler. Temiz akıl sahiplerinden başkası öğüt alıp
düşün(e)mez." (3/Âl-i İmrân, 7)

"Elif, Lâm, Râ. Bu kitap öyle bir kitap ki, onun
âyetleri muhkem kılınmıştır." (11/Hud,
1)

"Allah, sözün en güzelini müteşâbih, ikişerli
bir kitap halinde indirdi." (39/Zümer,
23)

"İman etmiş olanlar ‘Keşke cihad hakkında bir
sûre indirilmiş olsaydı!' derler. Ama hükmü açık (‘muhkemetun' müteşâbih
olmayan, muhkem) bir sûre indirilip de onda savaştan söz edilince, kalplerinde
hastalık olanların, ölüm baygınlığı geçiren kimsenin bakışı gibi sana
baktıklarını görürsün. Korktukları başlarına gelsin!"
(47/Muhammed, 20)

"İman edip sâlih amel işleyenler için, içinden
ırmaklar akan cennetler olduğunu müjdele! O cennetlerdeki bir meyveden
kendilerine rızık olarak yedirildiği vakit, ‘bu, bundan önce dünyada bize
verilenlerdendir' derler. Ve bu rızık onlara bazı yönlerden dünyadakine benzer
olarak (müteşâbih) verilmiştir. Onlar için cennette tertemiz eşler vardır. Ve
onlar orada ebedî kalacaklar."
(2/Bakara, 25)

"O gökten suyu indirendir. İşte Biz, bitip
gelişen her bitkiyi onunla yetiştirdik. O bitkiden bir yeşillik çıkardık ki,
ondan birbiri üzerine binmiş dâneler çıkarttık. Hurmanın tomurcuğundan sarkan,
(koparmak isteyene yakın) salkımlar; üzüm bağları, bir kısmı birbirine benzeyen
(müştebih) bir kısmı da benzemeyen (ğayru müteşâbih) zeytin ve nar bahçeleri
çıkardık. Meyve verilirken ve olgunlaştığı zaman her birinin meyvesine bakın!
Kuşkusuz bütün bunlarda iman eden bir toplum için âyetler/ibretler vardır."
(6/En'âm, 99)

"Çardaklı ve çardaksız (üzüm) bahçeleri,
ürünleri çeşit çeşit hurmaları, ekinleri, birbirine benzer ve benzemez biçimde (müteşâbih
ve ğayru müteşâbih) zeytin ve narları yaratan O'dur. Herbiri meyve verdiği zaman
meyvesinden yiyin. Devşirilip toplandığı gün de hakkını (zekât ve sadakasını)
verin, fakat israf etmeyin; çünkü Allah, israf edenleri sevmez."
(6/En'âm, 141)

"Bilmeyenler dediler ki: ‘Allah bizimle
konuşmalı, ya da bize bir âyet (mûcize) gelmeli değil miydi? Onlardan öncekiler
de onların dedikleri gibi demişlerdi. Kalpleri (akılları) birbirine benzedi (teşâbehet).
Gerçekleri iyice bilmek isteyenlere âyetleri apaçık gösterdik."
(2/Bakara, 118)

"Yâ Mûsâ! Rabbine duâ et de onun nasıl bir sığır
olduğunu bize açıklasın, zira o, bizce karıştı (Başka ineklere benzer oldu, ‘teşâbehe').
Biz, inşâallah emredileni yapmaya yol buluruz' dediler."
(2/Bakara, 70)

"De ki: Göklerin ve yerin Rabbi kimdir? De ki:
Allah'tır. O halde, O'nu bırakıp da bizzat kendilerine fayda ya da zarar verme
gücüne sahip olmayan dostlar mı edindiniz? De ki: Körle, gören bir olur mu hiç?
Ya da karanlıklarla aydınlık eşit olur mu? Yoksa O'nun yarattığı gibi yaratan
ortaklar buldular da bu yaratma onlarca birbirine benzer mi (teşâbehe) göründü?
De ki: Allah her şeyi yaratandır. Ve O, birdir, güçlüdür ve kahredicidir."
(13/Ra'd, 16)

Yorumlar

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

Son yorumlar